Bir Grup Terapisi Hikayesi Psikodiyet -

Yanındaki yaşlıca adam, Mehmet Bey, yavaşça başını salladı. "O kuyuya ben 'yalnızlık' diyorum Selin Hanım. Emekli olduğumdan beri buzdolabının kapağı benim tek sırdaşım oldu. Acıktığım için değil, sessizliği bozmak için çiğniyorum."

Bu hikaye taslağını formatına mı dönüştürelim, yoksa üzerine bir sosyal medya serisi mi kurgulayalım?

Zihnin, "asla" dediği her şeye duyduğu o tehlikeli tutkuydu. Bir Grup Terapisi Hikayesi Psikodiyet

Sessizce odaya girdi. Elinde sımsıkı tuttuğu su şişesi, aslında kendini korumak için ördüğü hayali duvarın bir parçasıydı. Yuvarlak dizilmiş sandalyelerden birine, sanki oraya ait değilmiş gibi ilişti. Grubun adı "Psikodiyet"ti; ama o, meselenin sadece kalori olmadığını biliyordu.

Sıra Selin’e geldiğinde sesi titredi. "Dün gece yine oldu," dedi. "Mutfak lambasını açmadım bile. Karanlıkta, tezgahın başında ne yediğimi anlamadan tıkındım. Karnım aç değildi ama içimdeki o kuyu... O hiç dolmuyor." o tabağı dolduran duyguyu konuşalım."

Aynadaki yabancıya duyulan sebepsiz kızgınlıktı.

O an odadaki hava değişti. Selin, suçluluk duygusunun paylaşıldıkça hafiflediğini hissetti. Psikodiyet seansı ilerledikçe, tabağındaki her lokmanın bir hatıraya, bir öfkeye ya da bastırılmış bir hayale denk geldiğini keşfettiler: Midenin değil, ruhun bağırmasıydı. O an odadaki hava değişti. Selin

Moderatör söze başladı: "Bugün tabağınızdakini değil, o tabağı dolduran duyguyu konuşalım."