Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasının ardından, marşın sözlerindeki "Kafkasya dağlarında" ifadesi "İzmir'in dağlarında" olarak değiştirilmiş ve Cumhuriyet'in, bağımsızlığın sembolü haline gelmiştir.
Bugün stadyumlardan meydanlara kadar her yerde hep bir ağızdan söylenen bu marşın kökeni, aslında bir imparatorluk mirasıdır.
Kahramanlık, özgürlük ve umudu simgeleyen eser, her duyulduğunda kolektif bir aidiyet duygusu yaratır. 3. Plevne Marşı (Tuna Nehri Akmam Diyor)
Hüznü ve kahramanlığı aynı anda yaşatan bu marş, Türk tarihinin en şanlı savunmalarından birini anlatır.
Türk tarihinin derinliklerinden süzülüp gelen marşlar, sadece birer müzik eseri değil; bir milletin var oluş mücadelesinin, kahramanlıklarının ve hüzünlerinin ritmik birer özetidir. Dinleyenlerin "tüylerini diken diken eden" bu eserlerin arkasında, savaş meydanlarından diplomatik krizlere kadar uzanan çarpıcı hikayeler yatar. 1. Ceddin Deden (Mehter Marşı)
Bugün en çok bilinen "Ceddin Deden" marşının sözleri, sanılanın aksine çok eski değildir. Bestekâr İsmail Hakkı Bey tarafından 1917 yılında, I. Dünya Savaşı'nın zorlu günlerinde orduya moral vermek amacıyla yazılmıştır.
Mehterin heybetli ritmi, savaş meydanlarında hem Türk askerini motive etmek hem de düşmanı psikolojik olarak sarsmak için kullanılmıştır. 2. İzmir Marşı (Kafkasya Marşı)
Bu marşlar, sadece birer melodi değil; Türk milletinin kahramanlık, özgürlük ve bağımsızlık temalarını iliklerine kadar hissettiği tarihi birer vesikadır.